Konuk Yazar

Gülgün Öztürk ÇETİN

Mimar

Cumhuriyet Kalemi Halkın Sesi
Gülgün Öztürk ÇETİN

YAZIYI KALEME ALDIĞIM GÜN, 22 NİSAN.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının bir gün öncesi. Tarih haliyle bayram olunca yazılacak cümleler önce çocukluğa, ilkokul yıllarına gidiyor. Ne coşkuyla ve heyecanla hazırlanırdık bayrama. Grafon kağıtları ve bayraklarla süslediğimiz sınıfımız okulun en güzel sınıfı olsun isterdik. Bir taraftan şiir ezberler, bir taraftan bando takımında her akşamüzeri çalışır, bayram günü yapılacak korteje en iyi şekilde çıkardık. Bir de bekleyiş vardı ki, hava durumuna dair. Nisan yağmurları bir gün ara versin de bizle kutlasın isterdik bayramı ve ne kadar soğuk olsa da hava, üzerimize giymek istemediğimiz bayram imajını bozacak hırkalar, evlerde küçük bir karşı gelmeye dönüşürdü anne babayla. Bayram günü hemen her cadeden duyulan trampet, borazan sesleriyle okulların geçişleri; bu caddelerde hazırlanan taklar, kaldırımlarda biriken kalabalık; kalabalıktan yayılan bir alkış ve önünden çocuğu, kardeşi geçtikçe alkışa, trampet sesine karışan isimler. İsmimizi duyunca biz bayram çocuklarında muzip bir gülümsemeyle, sırayı bozmadan, nereden geliyor bu ses diye göz ucuyla etrafa bakmalar… Bayram dönüşü evlerde televizyon karşısına geçilerek, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen çocuklarla yapılan ,yalnız çocukların değil büyüklerin de ekran karşısında kilit olup izlediği ve sadece bize ait olan çocuk şenliği. Atatürk’ün bizlere armağan ettiği bayramla ev sahibi olurduk tüm dünya çocuklarına. Şimdi bunları hem yüzümde gülümseme hem de iyi ki biz bunları yaşamışız dedirtip yürekleri kabartan bir gururla hatırlıyorum. İyi ki bayramı bayram gibi yaşamışız.

Bayramlar milli değerlerimizdir, ulus olmanın altını çizen, bugüne gelinirken nerelerden geçildiğini hatırlatan ve yol gösteren . Bu bayram da Atatürk’ün kurtuluş mücadelesinin ve engin öngörüsünün en önemli noktasıdır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dünyada çocuklara armağan edilen ilk bayram ve anlam olarak ta bağımsızlığımızın simgesidir. Atatürk, 22 Nisan 1920’de ‘Tanrının lütfuyla, Nisanın 23’üncü Cuma günü Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından, o günden itibaren askeri ve sivil bütün makamlarla bütün milletin tek merciinin Büyük Millet Meclisi olacağı bilgilerinze sunulur’ diye yazarak, egemenliğin kayıtsız şartsız millete verildiğini bildirmiştir.

İki yıldır dünya genelinde yaşanan pandemi ve beraberinde getirdiği zorluklardan en önemlisi sağlık veyaşam kalitesi. İkisini de korumak ve kontrol altına almak üzere yapılan kıstlamalar , sokağa çıkamama, bi’yerlere istenilen anda gidememe, hiç gidememe… Belirli saatlerde yapılan işler ve ıssızlaşan cadde ve sokaklara, duygularımız düşüncelerimz de eşlik etmedi mi ıssızlaşarak bu kısıtlamanın verdiği can sıkıntısı ile? Kişisel özgürlüklerimiz kısıtlandı çünkü. Peki millet olarak bağımlı yaşamak, kısıtlanmak nasıl olurdu bu Kurtuluş Savaşı olmasaydı?

Ulusal egemenlik, özgürlüklerin millet çapında yaşadığımız topraklar, haklarımız, kütürel değerlerimizle bütünleşmiş halidir. Bir başka güce bağlı kalmadan, kendi kararlarımız ve değer yargılarımızla yaşarız. Ekranlardan izlediğimiz savaşlar ve yıkılan yok olan hayatlarla, bağımsızlığımız için Atatürk ve Türk Ordusunun yaptığı mücadele ve alınan kararlarda ne kadar haklı olduklarını gösteren örnek bir tarihe sahibiz. Sahip olmakla kalmayıp Atatürk’ün çizdiği yolda gururla ilerlemek görevimiz.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız büyük küçük hepimizin tam bağımsızlık bayramıdır. 102. yılı kutlu olsun,

‘Sevinin küçükler

Övünün büyükler,

23 Nisan kutlu olsun’ dendiği gibi çoşkuyla okuduğumuz şiirlerde…

Diğer konuk yazarlarımızı görmek için Konuk Yazarlarımız sayfasını ziyaret edin.